Nâbî Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Hayatı

Asıl adı Yusuf olan Nâbî, 1642 yılında Urfa’da doğdu. Babası Seyyid Mustafa, dedesi Seyyid Mahmud’dur. Gençliğinde iyi bir eğitim aldı ve Yakup Kalfa adında bir Kadirî şeyhine bağlı olduğu rivayet edilir. Urfa’da arzuhalcilikle uğraşırken 1666’da İstanbul’a gitti. İstanbul’da Musahip Mustafa Paşa ile tanışması hayatını değiştirdi ve Paşa’nın divan kâtibi oldu. IV. Mehmed’in sarayına kabul edilerek Lehistan Seferi’ne katıldı ve “Fetihnâme-i Kamaniçe” eserini yazdı.

1679’da hacca gitti ve dönüşte Tuhfetü’l-Harameyn adlı eserini kaleme aldı. Musahip Mustafa Paşa ile birlikte Mora’ya gitti ve Paşa’nın vefatının ardından Halep’e yerleşti. Halep’te Vali Silahdar İbrahim Paşa’nın himayesine girerek rahat bir hayat sürdü. Oğlu Ebulhayr için 1701 yılında Hayriyye’yi yazdı. II. Mustafa’nın tahta çıkışını cülus kasidesiyle tebrik etti.

1706’da Çorlulu Ali Paşa’nın sadaretiyle sıkıntılar yaşadı, ancak Baltacı Mehmet Paşa’nın Halep Beylerbeyi olmasıyla rahatladı ve İstanbul’a döndü. İstanbul’da darphane eminliği ve başmukabelecilik görevlerinde bulundu. 1712’de vefat etti ve Üsküdar’daki Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Nâbî’nin Edebi Kişiliği

  • Nâbî, 17. yüzyılın ikinci yarısında, gerek manzum gerekse mensur eserleriyle yer alan, Divan şairleri arasında en önde gelen isimlerden biridir. Divan edebiyatının klasik devrinin son büyük temsilcisi olarak kabul edilir ve edebiyat tarihinde önemli bir yer tutar.
  • Onun hakkında bilgi veren tezkireler, genellikle onun hakkında övgü dolu ifadeler kullanırlar. Safâyî, Nâbî’yi zamanın melikü’ş-şua’râsı olarak nitelendirirken, onun bilgisinden, olgunluğundan, kusursuz ve güzel söz söyleme ustalığından ve devletin ileri gelenlerinin meclislerindeki hoş sohbeti ve nüktedanlığı nedeniyle aranan bir kişi olarak söz eder.
  • Gazel ve kaside türlerinde şiirler yazmış ancak asıl ustalığını gazellerinde göstermiştir. Kasidelerinde teknik kusurlar göze çarpmaktadır. Kasidelerinde devlet adamlarını övmede klasik klişelere uymakla birlikte, haklı ve ahlaki görmediği abartmalara fazla yer vermez, daha çok devletin ve milletin durumunu açıkça ortaya koymaya çalışır.
  • Gazellerinde ise bariz bir çeşitlilik göze çarpar. Gazellerinin bazılarında Fuzûlî’deki içtenlik ve duygusallık, bazılarında Nâ’ilî’deki kanaatkârlık, bazılarında Nef’î’deki isyankârlık, bazılarında ise Ruhî’deki sosyal eleştiri özellikleri görülür. Şair, bütün bu özellikleri harmanlayarak daha sonraları Nâbî üslubu olarak anılacak kendine has bir üslup geliştirmiştir. Nâbî’yi edebiyat tarihimizde en önemli şair yapan tarafı da budur.
  • Nâbî’nin şiirleri, Osmanlı toplumunun içinde bulunduğu durumu gözler önüne seren bir ayna gibidir. Devletin ve halkın gittikçe güçleşen ekonomik durumları ve bozulan düzenin getirdiği huzursuzluklar, Nâbî’nin şiirlerine yansımış ve onun tarzını belirleyen unsurlar olmuştur. Bu özellikleriyle Nâbî, çağının şairleri arasında yenilikçi bir tavır sergilemiş ve bu alanda şairleri de teşvik etmiştir.
  • Nâbî’nin dil ve içerik bakımından tamamen kendine ait, benzeri olmayan yeni bir üslup arayışı içinde olduğu ve bu üslubu da hikemî tarz olarak isimlendirdiği görülür.
  • Hem geleneksel Divan şiiri karakterine hem de kendi yaşadığı dönemde ortaya çıkan ve şairlerin büyük çoğunluğunu etkisi altına alan Sebk-i Hindî üslubuna tepki göstererek, kendi tarzının niteliklerini sergilemeye başlamıştır. Nâbî, şiirlerine fazla yabancı kelime girmesine karşı çıkmış, yabancı dilden şiir tercümelerini eleştirmiştir.
  • Atasözü ve deyimlere sık sık başvurmuş, az şeyle çok şey anlatma (berceste) ve özlü söz söyleme gibi unsurlarla şiirlerini yoğunlaştırmıştır. Nâbî, Osmanlı toplumunun içinde bulunduğu durumla doğru orantılı olarak gelişen hikemî tarzıyla, toplumsal ve ahlaki değerlere önem vererek halkı bilinçlendirmeyi amaçlamıştır.
  • Hayriyye, Nâbî’nin en çok tanınan eserlerinden biridir. Mesnevi türündeki bu eseri 1701 yılında, oğlu Ebulhayr Mehmet Çelebi için yazmıştır. Şair, oğluna güzel ahlak sahibi olması konusunda öğütler verirken, aynı zamanda birçok sosyal ve siyasi olayı da açık bir dille ifade ederek sosyal bir eleştiri yapar. Bu eser, 1660 beyit olup aruzun fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün kalıbı ile yazılmıştır ve otuz beş bölümden oluşur.
  • Yine mesnevi türünde kaleme aldığı Hayrâbâd, yazıldığı dönemde ve sonrasında büyük ilgi görmüş ve pek çok okuyucu tarafından beğenilmiştir. Eserin özellikle Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ını yazmasına vesile olması, onun edebi değerini ve etkisini artıran önemli bir faktördür. Nâbî’nin bu eseri, hem klasik mesnevi geleneğini sürdürmesi hem de hikâye anlatımında gösterdiği ustalık nedeniyle divan edebiyatı içinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
  • Tuhfetü’l-Harameyn, Musahib Mustafa Paşa’nın desteğiyle 1679 yılında gerçekleştirdiği hac yolculuğunu anlattığı seyahatname türündeki mensur eseridir. Eser, hac yolculuğunu ayrıntılı bir şekilde betimler ve oldukça sanatlı bir dille kaleme alınmıştır.

Nâbî Eserleri

Divan
Farsça Dîvânçe
Surname
Hayriyye
Hayrabad
Tercüme-i Hadîs-i Erba’în
Tuhfetü’l-Harameyn
Münşeât
Zeyl-i Siyer-i Veysî
Fetih-nâme-i Kamaniçe

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Milli Edebiyat Dönemi Romanı

Milli Edebiyat Dönemi Romanı

Edebiyatımızda Tanzimat ile birlikte görülmeye başlayan roman türü, Servetifünun Dönemi’nde Batılı bir kimlik kazanmıştır. Milli …